in , ,

Bir Ramazan Güzelliği “Mahya”nın Yüzlerce Yıllık Öyküsü

Mahya kelimesi, Farsçada ay anlamında gelen “mâh” ve Arapçadaki “–iyye” ekinin birleşmesiyle oluşmuş. Osmanlıcada “aylık”, “aya mahsus” manasındaki mâhiyye kelimesi günümüz Türkçesinde mahya şeklini almış.

Tarihçilere göre camilerin kandillerle donatılması geleneği İslamın ilk asırlarına kadar uzanıyor. Fakat bu ilhamla minareler arasına ipler ve kandillerle mahya kurma geleneği bir Osmanlı icadıdır.

Mahyaların ilk olarak ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor fakat Kanuni Sultan Süleyman devrinde İstanbul’a gelen Alman seyyah Hans Dernschwam, 30 Temmuz 1554 tarihinde Ramazan’ın ilk gününde cami ve mescit minarelerine kandiller asıldığını günlüğüne yazmış.

1578’de İstanbul’a gelen diğer bir Alman seyyah Schweigger’in seyahatnâmesinde yer alan bir tasvirde minareler arasındaki bir mahya görülüyor.

1588’de III. Murad Mevlid kandilinde, Regaib ve Berat gecelerinde olduğu gibi minarelerin kandillerle donatılmasını emretmiştir. II. Selim’in mübarek gecelerde camilerin kandillerle süslenip aydınlatılmasını istemesi, III. Murad’ın emri Schweigger’in çizimiyle birlikte ele alındığında cami ve minareleri kandillerle donatmanın mahya şeklinde olduğunu düşündürüyor.

Sultan I. Ahmed zamanında (1603-1617) minareler arasına ilk mahyayı kurduğu rivayet edilen Fatih Camii müezzinlerinden Hattat Hâfız Ahmed Kefevî’dir. Lâle Devri’nin ünlü sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın 1722 yılında bütün selâtin camilerine mahya kurulmasını emretmişti.

Eskiden mahyacılık, büyük bir ustalık isteyen gerçek bir sanat dalıydı. Bu alanda yetişmiş büyük ustalar, yerlerini alacak olan çıraklara işin bütün inceliklerini öğretirlerdi. Büyük camilerde, iki minare arasına ip veya teller gerilir, mahya ustası da, genellikle zeytinyağ doldurulmuş kandilleri veya mumlu fenerleri ipin üzerine dizerek istediği dinî yazıyı yazar, hatta resimler yapardı.

Önce kareli bir kâğıt üzerinde iki minare arasına gerilecek ipi temsil eden yatay bir doğrunun altına istenilen yazı yazılarak veya tasvir yapılarak bir modeli hazırlanır, bu model üzerinde kandillerin asılacağı noktalar ve bu noktalardan sarkıtılacak uçlarında kandil bulunan düşey iplerin boyu belirlenirdi.

Mahyanın kurulması sırasında taşıyıcı ip minareler arasına gerildikten sonra birbirine olan mesafeleri ve uzunlukları önceden belirlenen ve bir uçlarına bir makara, diğer uçlarına kandil bağlanan düşey ipler uzun bir ipe tespit edilerek taşıyıcıya bindirilir ve uzun ipin ucu diğer minaredeki bir makaradan geçirilip çekilmek suretiyle gerginleştirilirdi. Bu düzene göre hareket ettirilen kandillerin yağı her akşam tazelenir ve ortalama 5 okka zeytinyağı tüketilirdi.

Mahyalarda daha çok Fetih sûresinin ilk âyeti, “Mâşallah, Tebârekellah, Bismillâh, Leyle-İ Kadir, Hoş Geldin Yâ Ramazan, On Bir Ayın Sultanı” ve Ramazanın son günlerinde “El-firâk” veya “Elveda” gibi yazılar yer alırdı.


Sabit mahyalar dışında hareketli olanlar da vardı. Mesela Sultan Abdülaziz zamanında yaşayan ve mahyacılığı bir sanat haline getiren Süleymaniye Camii’nin ünlü mahyacısı Abdüllatif Efendi’nin kurduğu üç panodan oluşan mahya, hareketli olanların en ünlüsüydü. Bu panolardan Unkapanı Köprüsü ile Azapkapı Camii’nin resmedildiği ortadaki sabit, arabaların yer aldığı üst ve balıklarla kayıkların yer aldığı alt panolar hareketliydi.

Mahyacılık, babadan oğula geçen bir meslekti. Osmanlı döneminde mahyacı olmak isteyenler, usta mahyacılar ve şehrin ileri gelenlerinden oluşan bir jüri tarafından sınava tabi tutulurdu.

Mahyacılığın da kendi has bazı tabirleri vardır. Bunlardan ilginç olanlarından biri minarelerin her tarafının kandillerle donanması anlamına gelen “kaftan giydirmek”tir. Camilerin elektrikle aydınlatılmaya başlamasından sonra, mahyacılık kolaylaştı ve ayrı bir sanat olmaktan çıkarak bir zanaat halini aldı.

Kaynak: 1 2 3


İlginizi çekebilecek diğer içerikler:

Sultan Abdülaziz Dönemi Siparişi Verilen “Özgürlük Heykeli” Nereye Yapılacaktı?

Camın En Güzel Hali, Çeşm-i Bülbülün Hikayesi ve Yapılışı

Osmanlı’da Mezar Taşlarındaki Semboller ve Anlamları

Osmanlı Devlet Armasının Bilinmeyen Hikayesi

[zombify_post]

Yazar Bay Yorum

68 Yıl Boyunca Durmaksızın Hıçkıran Adam “Charles Osborne”un İlginç Hikayesi

İntihar Etmek İsterken Yanlışlıkla Hastalığını Tedavi Eden Gencin İnanılmaz Hikayesi